top of page

Zengezur Koridoru Deklarasyonu: Uluslararası Politika ve Ekonomi Politiğine Etkileri

ABD arabuluculuğunda imzalanan barış deklarasyonu, Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki on yıllardır süren çatışmayı sona erdirmeyi ve yeni bir ulaşım koridoru açmayı hedefliyor. Bu deklarasyon kapsamında Ermenistan, Zengezur Koridoru’nun geliştirilmesi için ABD ile 99 yıla kadar uzanabilecek bir anlaşmaya vardı; Azerbaycan’ın Nahçıvan’a kesintisiz erişimi sağlanırken Ermenistan’ın egemenliğine saygı gösterileceği taahhüt edildi. Bu adım, Güney Kafkasya’da ekonomik entegrasyonu hızlandırırken ABD’nin bölgede aktif rol üstlenmesini içeriyor. Deklarasyonun hayata geçmesi, enerji jeopolitiği, ticaret yolları, bölgesel askeri denge ve büyük güç rekabeti boyutlarında önemli sonuçlar doğuracaktır. Ele alınan yazıda, uluslararası ekonomi politiği gözeterek, bu stratejik hamlenin muhtemel etkileri değerlendirilmektedir.


Stratejik Etki ve Kazanımlar (Özet):

  • Enerji: Avrupa’nın Rusya’ya enerji bağımlılığını azaltma çabaları ivme kazanacak; Hazar gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayacak bir Trans-Hazar boru hattı projesi nihayet mümkün hale gelebilir. Rusya ve İran’ın yıllardır çevresel gerekçelerle engellediği bu proje, artık jeopolitik engellerin azalması sayesinde yeniden gündemde.


  • Ticaret: Orta Koridor olarak bilinen Orta Asya-Kafkasya-Türkiye hattı güçlenecek; bu koridorun Rusya ve İran’ı dışarıda bırakarak kesintisiz işlemesi, bölge ülkelerine yeni ticari olanaklar sunacaktır. Ancak İran’ın kendi üzerinden geçen kuzey-güney ticaret yolunun bypass edilmesi, Tahran açısından “jeopolitik boğulma” riski yaratmakta ve ülkeyi Kafkasya’ya erişimde Azerbaycan’a bağımlı kılmaktadır.


  • Bölgesel Güvenlik: Barış anlaşması, Güney Kafkasya’da askeri dengeyi değiştirerek Rusya’nın nüfuzunu zayıflatırken Türkiye ve Batı’nın etkisini artıracak. ABD’nin koridordaki varlığı, İran’ın kuzey sınırında bir Amerikan mevcudiyeti anlamına geliyor ve Tahran’ı rahatsız ediyor. Bununla birlikte, Azerbaycan-Ermenistan barışı bölgesel istikrarı güçlendirerek yeni savunma iş birliklerinin ve güven artırıcı önlemlerin önünü açabilir.


  • Büyük Güç Rekabeti: ABD’nin bölgede inisiyatif alması, küresel güç mücadelesinin Kafkasya cephesini hareketlendirecektir. Washington, bu hamleyle Rusya-Çin-İran ekseninin Avrasya’da inşa etmeye çalıştığı alternatif ticaret güzergâhlarına karşı stratejik bir üstünlük sağlamayı hedefliyor. İran’ın devre dışı kalması, Çin’in Kuşak-Yol Girişimi kapsamında İran’a verdiği önemi azaltabilir. Aynı zamanda Avrupa Birliği de bu barışı memnuniyetle karşılayarak bölgeye yatırımlarını artırabilir; zira AB, enerji ve ticarette Rusya’ya bağımlılığı azaltan her adımı stratejik bir kazanım olarak görmektedir.


Enerji Jeopolitiği


Deklarasyon, enerji denkleminde köklü bir değişim potansiyeli taşıyor. Özellikle Avrupa’nın enerji güvenliği açısından, Azerbaycan ve Orta Asya kaynaklarının yeni rotalardan küresel piyasalara ulaşması kritik önem taşımakta. Rusya’nın 2014’te Kırım’ı ilhakından sonra AB, Rus enerji tekelinin yarattığı kırılganlığı fark edip tedarik yapısını çeşitlendirmeye odaklandı. 2022’deki Ukrayna savaşıyla bu ihtiyaç daha da belirginleşti. Güney Gaz Koridoru üzerinden Azerbaycan halihazırda Avrupa’ya gaz sağlıyor; nitekim AB ile Bakü, 2027’ye kadar mevcut boru hattı kapasitesini iki katına çıkarma konusunda mutabık kalmıştır. Ancak bu dahi Avrupa’nın artan talebini karşılamaya yetmeyebilir.

Yeni barış deklarasyonuyla birlikte, Hazar’ın doğusundaki dev rezervleriyle Türkmenistan doğrudan denkleme girebilir. Trans-Hazar Doğalgaz Boru Hattı projesi onlarca yıldır teknik değil jeopolitik engeller nedeniyle hayata geçirilemedi. Rusya ve İran, resmi olarak çevre endişelerini öne sürse de gerçekte Türkmenistan gazının kendi pazar paylarına rakip olmasını istemedikleri için bu projeyi engellemişlerdi. Azerbaycan-Ermenistan barışı, Trans-Hazar hattının güzergâhını kolaylaştırabilir: Azerbaycan’dan Ermenistan üzerinden Türkiye’ye ulaşacak bir boru hattı, İran’ı baypas ederek Türkmen gazını Avrupa’ya taşıyabilir. ABD ve Avrupa desteğiyle bu proje için “şimdi tam zamanı” olarak değerlendiriliyor; zira Rusya ve İran’ın dikkatinin dağınık, Avrupa’nın ise enerjiye aç olduğu bir dönemden geçiliyor. Gerçekten de Rusya-Ukrayna savaşı Moskova’nın Kafkasya’ya odaklanma kapasitesini düşürdü, İran ise kendi yaptırımları ve bölgesel krizleriyle meşgul. Bu boşluk, yıllardır bekleyen enerji projelerinin önünü açmaktadır.

Böylesi bir hamle, Türkiye’yi bölgesel enerji hub’ı yapma stratejisiyle de uyumludur. Zengezur Koridoru açılırsa Azerbaycan petrol ve gazı daha kısa yoldan Türkiye’ye, oradan Avrupa pazarlarına ulaşacak; ayrıca Türkmenistan gibi üçüncü ülkelerin kaynakları da bu güzergâha entegre edilebilecektir. Türkiye hali hazırda Azerbaycan’la TANAP ve Bakü-Tiflis-Ceyhan gibi hatlarla bağlı. Yeni koridor, Ermenistan üzerinden ilave bir bağlantı sağlayarak enerji akışını çeşitlendirecek ve kapasiteyi artıracaktır. Bu durum Türkiye’nin enerji merkezi olma hedefini taçlandırırken, Avrupa için de Rusya dışı kaynaklara erişimi genişletecektir.

İran ve Rusya açısından enerji jeopolitiği cephesinde kayıplar söz konusu. İran, Güney Kafkasya’da enerji transit ülkesi olma şansını yitirmek üzeredir. Ermenistan bugüne kadar İran’dan doğalgaz alıp elektrik ile geri ödeme gibi takas anlaşmaları yapıyordu; ancak Azerbaycan’la barış sonrası Ermenistan’ın enerji konusunda Bakü ve Ankara ile entegrasyonu artabilir. İran’ın en büyük endişesi, kendi topraklarını bypass eden enerji hatlarının kalıcı hale gelmesidir. Rusya ise Azerbaycan ve Orta Asya gazının Avrupa’ya ulaşmasını geciktirerek Avrupa’yı kendine bağımlı tutma politikasını yürütüyordu. Şimdi Azerbaycan’ın elinin güçlenmesi ve muhtemel bir Trans-Hazar hattı, Moskova’nın enerji kozunu zayıflatacaktır.

Öte yandan Çin de enerji denkleminin bir parçası olarak anılmalıdır. Çin, halihazırda Türkmenistan gazının neredeyse tek alıcısı konumunda ve Orta Asya’daki enerji nüfuzunu artırdı. Eğer Türkmenistan gazı batıya yönelirse, Pekin bu tekeli kaybetme riskiyle karşılaşabilir. Ancak Çin’in stratejisi esnektir: Avrupa’ya giden farklı güzergâhlar oluşması, Pekin’in Kuşak-Yol Girişimi kapsamında çeşitlilik yaratabilir. Yine de, ABD kontrolündeki bir enerji koridoru Çin açısından bir bilinmeyendir. Pekin, İran üzerinden planladığı rotaların öneminin azalmasından memnun olmayacaktır. Dolayısıyla Çin, İran’ın dışlandığı senaryoda ya kendi alternatiflerini (örneğin İran-Pakistan-Çin enerji işbirliklerini) güçlendirmeye yönelebilir ya da yeni koridorun ticari fırsatlarından yararlanmanın yollarını arayabilir.


Ticaret Yolları ve Ekonomik Koridorlar


Zengezur Koridoru, sadece enerji değil aynı zamanda geniş kapsamlı bir ticaret ve ulaştırma koridoru olarak da görülmelidir. Bu koridor, Orta Koridor denen ve Çin’den Avrupa’ya Orta Asya-Hazar üzerinden uzanan rotanın kritik bir parçasıdır. Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında gelen yaptırımlar, geleneksel kuzey rotasını (Rusya üzerinden) güvensiz hale getirince Orta Asya devletleri kendilerini dünyaya bağlayacak alternatiflere yöneldiler. Orta Koridor, tam da bu amaçla canlanmaya başladı ve 2023-2024 yıllarında taşıdığı yük hacmini neredeyse iki kat artırdı. Ancak bugüne dek Orta Koridor’un önünde bazı fiziksel ve siyasi engeller vardı: Hazar Denizi’nin geçiş kapasitesi sınırlı, Kafkasya’daki sınır sorunları (Karabağ meselesi) belirsizlik yaratıyordu ve İran güneyde alternatif bir hat sunmaya çalışıyordu.

Şimdi Azerbaycan-Ermenistan barışıyla birlikte, Kafkasya’daki son büyük jeopolitik pürüz de giderilmiş oluyor. Zengezur üzerinden açılacak demiryolu ve otoyol bağlantıları, Azerbaycan’ı doğrudan Türkiye’ye bağlayacak. Böylece bölgedeki ticaret yolları çeşitlenip daha dirençli hale gelecek. Hazar’dan gelen yükler, Gürcistan rotasının yanı sıra Ermenistan üzerinden de Akdeniz ve Avrupa’ya ulaşabilecek. Türkiye ile Ermenistan arasında 1993’ten beri kapalı olan sınırın açılması da bu süreçte mümkün görünüyor. Nitekim uzmanlar, koridorun işlemesi halinde Ankara’nın Ermenistan’la sınır ticaretini yeniden başlatacağını, bunun da Erivan’ın ekonomisini canlandıracağını öngörüyor. Yıllardır izole kalan Ermenistan için bu koridor ekonomik bir can suyu anlamına geliyor.

Bölgesel ticaret ağları genişlerken, İran’ın konumu belirgin bir şekilde sarsılacak. İran bugüne dek Ermenistan üzerinden Kafkasya’ya ve Karadeniz’e bir çıkış kapısına sahipti. Zengezur Koridoru’nun yabancılarca (ABD) yönetilmesi ve Azerbaycan tarafından kullanılması, Tahran’ın bu kapıya erişimini kısıtlayabilir. Koridor açılırsa, İran’ın kuzeye ticaretinde Azerbaycan’ın insafına kalacağı ve Rusya-Avrupa yönlü taşımalarının Bakü üzerinden yönlendirilebileceği vurgulanıyor. Bu durum, İran’ın jeoekonomik konumuna ciddi darbe olarak görülüyor; zira Tahran, hem bölgesel ticaret yollarında hem de Çin’in Kuşak-Yol güzergâhında önem kaybedebilir. Çin’in Orta Asya-Kafkasya-Avrupa güzergâhında İran yerine Hazar geçişli rotalara yönelmesi, İran’ı Pekin nezdinde ikinci plana itebilir.

Rusya-Çin-İran ekseni, kendi alternatif ticaret hatlarını güçlendirmeye çalışarak karşılık verebilir. Moscow, Tahran ve Beijing’in halihazırda geliştirmeye çalıştığı Kuzey-Güney Koridoru (Rusya’dan İran ve Hindistan’a uzanan) ve Çin’in Orta Asya üzerinden Rusya’yı by-pass eden kuzey rotaları gibi girişimler, Batı’nın Orta Koridor hamlesine alternatif oluşturma çabalarıdır. Nitekim uzmanlar son dönemde “koridor savaşlarının” hız kazandığını, ticaret yollarının jeopolitik rekabetin yeni sahnesi haline geldiğini belirtiyor. Zengezur anlaşması, bu rekabette Batı lehine bir hamledir: Orta Koridor’u pekiştirerek Rusya-Çin-İran üçlüsünün nüfuz alanını daraltmaktadır.

Türkiye ve Azerbaycan ise bu gelişmeden en çok kazanç elde edecek taraflar olarak görünüyor. Koridor, Türkiye’nin Orta Asya’ya bağlantısını güçlendirecek; Azerbaycan da Türkiye üzerinden Avrupa ve Akdeniz pazarlarına kolay erişim sağlayacak. “Tek Millet İki Devlet” söylemi ekonomik alanda somut bir karşılık bulacak. Orta Asya devletleri de Rusya’ya alternatif bir ihracat rotasına kavuşmaktan memnunlar. Kazakistan, Özbekistan gibi ülkeler mallarını Hazar üzerinden Azerbaycan-Türkiye hattıyla Avrupa’ya gönderebilecekleri istikrarlı bir güzergâh istiyorlar. Bu deklarasyon, tam da bu güvenceyi sağlayabilir.

Elbette uygulama aşamasında çözülmesi gereken pratik konular da mevcut. Fiziksel altyapının inşası (demiryolu, otoyol bağlantıları), sınır geçiş prosedürleri, gümrük entegrasyonu gibi konular zaman alacaktır. Orta Koridor’un halen karşılaştığı lojistik ve düzenleyici sorunlar yeni güzergâhta da yaşanabilir. Örneğin, Hazar Denizi’nde feribot kapasitesinin artırılması veya gümrük işlemlerinin hızlandırılması gerekebilir. Ayrıca Ermenistan üzerinden geçecek hat, dağlık arazi ve sınır güvenliği konularında özen isteyecektir. İran ve Rusya’nın olası rahatsızlıkları, güvenlik risklerini (örneğin sınırda provokasyonlar veya siber sabotajlar) arttırabilir. Yani ekonomik fırsatlar kadar, bu fırsatların gerçekleşmesini engelleyebilecek risk senaryoları da göz önünde bulundurulmalıdır.


Bölgesel Askeri Denge ve Güvenlik


Azerbaycan ile Ermenistan arasında imzalanan bu barış deklarasyonu, Güney Kafkasya’da askeri dengeleri kökten etkileyebilecek unsurlar içeriyor. Öncelikle, on yıllardır süren düşmanlığın sona ermesi bölgedeki çatışma riskini azaltarak güvenlik ortamını iyileştiriyor. İki ülkenin birbirlerinin toprak bütünlüğünü tanıması ve diplomatik ilişki başlatmayı taahhüt etmesi, yeni bir dönemin başlangıcıdır. Bu durum, sınır boyunca konuşlanmış birliklerin geri çekilmesi veya azaltılması, mayın temizliği ve iletişim kanallarının açılması gibi somut adımları beraberinde getirebilir. Sonuç olarak, bölgesel aktörler arasındaki askeri gerginlik düşecek ve kaynaklar çatışma yerine kalkınmaya yönlendirilebilecektir.

Ancak barışın güvenlik boyutu sadece Erivan-Bakü hattıyla sınırlı değil. Rusya’nın bölgedeki nüfuzu bu anlaşmayla ciddi bir darbe alıyor. 2020 ateşkesinden bu yana Karabağ’da Rus barış güçleri konuşlanmıştı; fakat artık gerek Ermenistan’ın Moskova’ya mesafe koyması, gerekse ABD’nin devreye girmesiyle Rusya’nın aracılık rolü ortadan kalkmış görünüyor. Nitekim Rusya Devlet Başkanı Putin’in uzun süre müzakere ettiği Minsk Grubu formatı dahi bu deklarasyonla “misyonunu tamamlamış” sayılıyor. Bu gelişme, Moskova’nın Güney Kafkasya’daki geleneksel nüfuz alanının erimesi anlamına geliyor. Rusya, Ukrayna savaşıyla meşgulken Azerbaycan ve Ermenistan’ın barışı Washington’da imzalaması, Kremlin’in bölgede “ikinci plana itildiğinin” açık göstergesidir. Bu yeni denklemde Rusya’nın askeri varlığı (örneğin Ermenistan’daki 102. üs veya Karabağ’daki barış gücü) sürdürülebilir olmayabilir. Aliyev’in artık Moskova’nın himayesine ihtiyaç duymaması ve Paşinyan’ın güvenliği için Batı’ya yönelmesi, Rus askeri caydırıcılığını bölgeden uzaklaştırıyor.

Türkiye ise bu denklemin kazananlarından biri olarak askeri-stratejik konumunu güçlendiriyor. Azerbaycan’la müttefiklik ilişkisi (2021’deki Şuşa Beyannamesi dahilinde) derinleşirken, Ermenistan’la da normalleşme ihtimali beliriyor. Ankara, yıllardır kapalı olan sınırı açma karşılığında Erivan’dan güvenlik garantileri ve diaspora politikalarında yumuşama bekleyebilir. Öte yandan Zengezur Koridoru’nun hayata geçmesi, Türkiye’nin Türk Dünyası ile kara bağlantısını tesis ederek stratejik derinliğini artıracaktır. Bu, askeri lojistik açıdan da önemli; zira olası bir kriz durumunda Türkiye ile Azerbaycan doğrudan yol üzerinden iletişim kurabilecek, askeri teçhizat veya personel nakli yapabilecek. Dolayısıyla NATO üyesi Türkiye’nin Kafkasya’daki eli güçlenirken, Rusya’nınki zayıflıyor. Bölgedeki askeri güç dengesi, NATO yanlısı unsurlar lehine kayıyor denebilir.

İran için güvenlik resmi son derece kaygı verici bir hal almıştır. İran, kuzey sınırında uzun süredir bir jeopolitik kuşatma hissine kapılmış durumda. Azerbaycan ile İsrail arasındaki yakın ilişkiler ve İsrail’in Azerbaycan’da istihbarat varlığı iddiaları, Tahran’ı rahatsız ediyordu. Şimdi buna bir de ABD varlığı ekleniyor. Koridorun ABD tarafından yönetilecek olması, İran sınırına yakın bir bölgede Amerikan veya Batılı personelin bulunabileceği anlamına geliyor. Tahran’ın en büyük korkusu, bu güzergâhın “NATO koridoru” haline gelmesi ve kendi sınır güvenliğinin tehlikeye atılması. Nitekim İran son yıllarda Azerbaycan sınırında ve özellikle Zengezur’a yakın bölgelerde birkaç kez geniş çaplı askeri tatbikat düzenleyerek “mesaj” verdi. Bu tatbikatlar, İran’ın sınırlarında yabancı bir askeri varlığı kabul etmeyeceği yönünde uyarılar olarak okunabilir. İran ayrıca Ermenistan ile güvenlik iş birliğini artırma yoluna gitmiştir; Tahran, Erivan’ı kaybetmemek ve bölgede denge unsuru olabilmek için Ermenistan’a askeri yardım teklifleri, ortak tatbikatlar veya savunma anlaşmaları gibi adımları değerlendirebilir. Fakat İran’ın manevra alanı kısıtlıdır: Kendi ekonomik sıkıntıları ve Ortadoğu’daki diğer cepheleri (Suriye, Lübnan vs.) nedeniyle aynı anda Kafkasya’da nüfuz mücadelesi yürütmesi zorlaşmaktadır. Dahası, Rusya ile İran arasında Kafkasya konusunda tam bir görüş birliği yok; Moskova’nın zayıflaması Tahran’ı tek başına bırakıyor. Sonuç olarak İran, sınırlı askeri seçeneklerle diplomasiye ve dolaylı yöntemlere başvuracaktır (örneğin, Ermenistan’a yakın durup Azerbaycan’a karşı sert söylemler, gerekirse Ermeni yanlısı gruplara gizli destek gibi).

Bölgesel güvenlik mimarisi açısından bir diğer önemli boyut, kolektif güvenlik anlaşmaları ve savunma örgütleridir. Ermenistan, Rusya önderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (KGAÖ) üyesi idi; ancak 2022’de yaşanan sınır çatışmalarında KGAÖ’den beklediği desteği alamayınca soğumuştu. Şimdi ABD güvencesine yaklaşması, Erivan’ın fiilen KGAÖ’den uzaklaşması anlamına gelir. Bu da Rusya’nın bölgedeki ittifak sistemini çökertiyor. Öte yandan Azerbaycan ise hiçbir askeri ittifaka üye değildi, fakat Türkiye ile yakınlığı NATO’ya dolaylı bir bağ sunuyordu. Şimdi Azerbaycan da ABD ile daha açık bir ortaklık geliştirirse, bölge ülkeleri arasındaki askeri bloklaşma eğilimleri yeniden şekillenecek. İlerleyen süreçte Azerbaycan’ın NATO ile partnerlik ilişkilerini derinleştirdiğini, belki Ermenistan’ın da barış sonrası NATO Barış için Ortaklık programı kapsamında daha aktif rol aldığını görebiliriz. Bu olasılıklar, Büyük Güçlerin bölgeye ilgisini canlı tutacaktır.


Büyük Güç Rekabeti


Zengezur Koridoru Deklarasyonu, küresel güç rekabetinin Kafkasya’daki yeni sahnesi olarak değerlendirilebilir. Uzun yıllar Rusya’nın arka bahçesi sayılan Kafkasya, bu hamleyle birlikte ABD’nin jeopolitik oyuna aktif olarak dahil olduğu bir arenaya dönüşüyor. Ortaya çıkan manzara, Soğuk Savaş sonrasından bu yana bölgede görülmemiş ölçüde bir büyük güç mücadelesini yansıtıyor.

Amerika Birleşik Devletleri, bu süreçte kayda değer bir diplomatik başarı kazandı. Washington, Moskova’nın itibar kaybettiği bir boşluk anında arabuluculuk yaparak hem barışı tesis etti hem de bölgede kalıcı bir nüfuz elde etti. ABD’nin 99 yıllık kiralama anlaşmasıyla Zengezur güzergâhını fiilen kontrol edecek olması, ABD çıkarlarını İran sınırına kadar genişletiyor. Böylece ABD, Rusya ve Çin’in kalpgahında sayılan Avrasya coğrafyasına kritik bir giriş noktası kazanmış oldu. Nitekim Beyaz Saray sözcüleri, barış yolunun açılmasıyla “Güney Kafkasya’nın ticaret, transit ve enerji potansiyelinin kilidini açtıklarını” vurgulayarak, bu girişimin bölgedeki Amerikan etkisini pekiştireceğini ifade ediyor. Aynı açıklamalarda, bu adımın Rusya ve İran’ın otoritesini aşındıracağı da açıkça belirtilmekte. Dolayısıyla ABD, bir yandan barışın meyvelerini ekonomik diplomasiyle toplarken, diğer yandan rakiplerine stratejik bir darbe vurmayı amaçlıyor.

Rusya için bu deklarasyon, büyük güç rekabetinde yaşadığı gerilemeyi acı şekilde teyit ediyor. Kremlin, Ukrayna cephesine saplanmışken arka bahçesini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Putin’in Moskova’sı, Güney Kafkasya’da nüfuzunu korumak için yıllarca iki tarafa da silah satarak ve çatışmayı dondurarak statükoyu muhafaza etme taktiği güdüyordu. Fakat şimdi Erivan ve Bakü sorunlarını Washington’da çözdüler; dahası, ortak deklarasyonda Minsk Grubu’nun lağvedilmesi çağrısı yer alarak Rusya’nın diplomatik rolü tamamen dışlandı. Rus basını ve siyasileri, ABD’nin “arka bahçelerine” girmesine sert tepki verebilir. Önümüzdeki dönemde Rusya’nın misilleme adımları atması beklenebilir: Örneğin, Azerbaycan’a karşı Ermenistan içindeki Rus yanlısı çevreleri kışkırtmak, Paşinyan hükümetini istikrarsızlaştırmaya çalışmak veya Azerbaycan-İran yakınlaşmasını teşvik etmek gibi. Ancak Rusya’nın manevra alanı Ukrayna savaşı nedeniyle oldukça daralmış durumda. Ayrıca Azerbaycan da enerji ve ekonomi kozlarını kullanarak Moskova’nın baskısını dengeleyebilir (örneğin petrol-gaz anlaşmaları veya Rus şirketlerine yatırımlar sunarak). Büyük resimde, Rusya-ABD rekabetinde Washington bu hamleyle puan almıştır; Kremlin ise prestij kaybını telafi etmek için diğer alanlara (örneğin Orta Asya veya Ortadoğu’ya) yönelebilir.

Çin boyutu da büyük güç rekabetinin kritik bir parçasıdır. Çin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Avrasya’da dev altyapı projeleri finanse eden, Orta Asya’da büyük ekonomik nüfuza sahip bir aktör. Şimdi ABD’nin Kafkasya’da nüfuz kazanması, Pekin’in hesaplarını etkileyebilir. Bir yandan Çin, istikrarlı bir Orta Koridorun kendi ticari çıkarlarına da hizmet edeceğini bilir – zira Avrupa-Asya ticaretinde ne kadar çok hat olursa o kadar esneklik kazanır. Öte yandan, ABD’nin kontrol ettiği bir koridor Çin’i jeopolitik olarak rahatsız edecektir. Pekin, İran’ı uzun vadede önemli bir enerji ve transit ortağı olarak görüyordu; fakat İran’ın devre dışı kalması Çin’in Batı’ya uzanan yollar üzerinde daha fazla Rusya ve Türkiye’ye bağımlı olması demek. Çin bu durumda çok yönlü bir strateji izleyebilir: Hem Orta Koridor’dan ekonomik olarak yararlanmayı denerken (Çin mallarının taşınması için güzergâh kullanımı gibi), hem de Rusya-İran üzerinden alternatifleri canlı tutmaya çalışabilir. Bu anlamda, Rusya-Çin-İran üçlüsünün yakınlaşması olası bir senaryodur. Atlantik Konseyi raporları, Rusya, Çin, İran ve hatta Kuzey Kore’nin artan iş birliğine dikkat çekerek, bu ülkelerin Batı etkisini dengelemek için kendi ticaret hatlarını siyasi ajandalarına uygun biçimde inşa etmeye çalıştıklarını belirtiyor. Dolayısıyla Zengezur hamlesi, Büyük Güç rekabetini daha da keskinleştirerek iki blok arasında ekonomik ve siyasi bir cepheleşmeye katkıda bulunabilir.

Avrupa Birliği ve diğer uluslararası aktörler de kendi pozisyonlarını almaktadır. AB, bu barış anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını duyurdu ve bölgeye mali destek sinyali verdi. Brüksel açısından, Kafkasya’da istikrar ve açık ticaret yolları hem enerji tedariği için önemli hem de Çin’in Avrupa’ya erişiminin kurallara dayalı şekilde gerçekleşmesi için tercih edilir bir durumdur. AB, muhtemelen Ermenistan’ın yeniden imarına ve sınır ötesi altyapı projelerine fon ayıracaktır. Bu da Batı bloğunun bölgede nüfuzunu derinleştirecektir.

Son olarak, bölge dışı güçler (örneğin Hindistan, Pakistan, Orta Doğu ülkeleri) açısından da rekabetin yansımaları olacaktır. Hindistan, geleneksel olarak İran üzerinden bir koridor (Chabahar Limanı projesi) geliştirmeye çalışıyordu; İran’ın zayıflaması Hindistan’ın Orta Asya’ya ulaşım planlarını etkileyebilir. Pakistan ve Orta Asya cumhuriyetleri ise Türkiye üzerinden Batı pazarlarına bağlanma fırsatını olumlu görecektir. Bu nedenle, deklarasyonun tetiklediği büyük güç rekabeti, daha geniş bir coğrafi alanda yeni ittifaklar ve iş birlikleri doğurma potansiyeline sahiptir.


Olası Gelecek Senaryoları


Zengezur Koridoru Deklarasyonu’nun uygulanma biçimi ve büyük güçlerin tepkilerine göre birkaç farklı gelecek senaryosu ortaya çıkabilir:


  • En İyimser Senaryo – İstikrar ve İşbirliği: Deklarasyon tam anlamıyla hayata geçer, koridor hızlıca inşa edilip işler hale gelir. Azerbaycan ile Ermenistan arasında kalıcı barış sağlanır, Türkiye-Ermenistan sınırı açılır. Bölge ülkeleri artan ticaret hacminden kazanım elde eder, yabancı yatırımlar (ABD, AB, Çin) altyapıyı geliştirmeye yönelir. Enerji projeleri (örneğin Trans-Hazar boru hattı) başlar, Avrupa’ya gaz akışı artar. İran durumla barışıp Ermenistan’la ilişkilerini ekonomik ortaklıkla sürdürür, Rusya düşük profil izler. Sonuçta Güney Kafkasya, barışın ve refahın kesişim noktası haline gelerek kamu karar vericileri ve özel sektör için yeni fırsatlar yaratır.

  • Orta Yol Senaryosu – Kontrollü Rekabet: Deklarasyon kağıt üzerinde kalmaz ancak tam uygulanması zorluklarla yavaş ilerler. Koridor inşası bürokrasi ve teknik engellere takılır, ılımlı bir hızda gelişir. Bu arada büyük güçler arasında örtülü rekabet devam eder: ABD koridor projesini desteklerken, Rusya ve İran bölge içinde nüfuzlarını korumaya çalışır (örneğin Ermenistan iç siyasetinde muhalefeti kışkırtmak veya Azerbaycan-İran ticaretini artırmak gibi). Çin temkinli davranır; hem koridoru kullanır hem de alternatif rotalara yatırım yapar. Bölge ülkeleri denge politikası güder: Azerbaycan ve Ermenistan, ABD ile çalışırken Rusya/Çin’i de tamamen karşılarına almazlar. Sonuçta koridor sınırlı bir kapasiteyle işler, bölgesel ticaret artar ama jeopolitik gerilim kontrollü bir şekilde sürer.

  • Kötümser Senaryo – Geri Tepme ve Gerilim: Barış deklarasyonu uygulamada büyük engellerle yüzleşir. Ermenistan içindeki Rusya yanlısı unsurlar veya milliyetçi muhalefet, “toprak egemenliği tehlikede” propagandasıyla hükümeti zor durumda bırakır; politik istikrarsızlık doğar. Azerbaycan, koridor konusunda sabırsızlanıp baskı uygularsa Erivan-Bakü ilişkileri yeniden gerilir. İran, askeri provokasyon düzeyini artırabilir – sınıra asker yığma, tatbikat, hatta Nahçıvan yakınlarında güç gösterileri ile koridoru fiilen tehdit edebilir. Rusya, sabotaj ve siber saldırılarla proje altyapısını hedef alabilir veya barış gücünü çekmeme gibi tavırlarla süreci bozmaya çalışır. ABD iç siyasetinde yönetim değişikliği olursa (örneğin ileride farklı bir başkanın öncelikleri değişirse), Washington’un ilgisi zayıflayabilir. Bu şartlar altında anlaşma bozulur veya askıya alınır; taraflar karşılıklı suçlamalara döner. Bölgede yeniden güç boşluğu oluşur, Rusya ve İran nüfuzunu geri kazanmaya çalışır, çatışma riski artar. Ticaret ve enerji projeleri rafa kalkar, Kafkasya yeniden belirsizliğe sürüklenir.


Sonuç olarak, Zengezur Koridoru Deklarasyonu uluslararası politika açısından çok boyutlu ve hassas etkileri olan bir dönüm noktasıdır. Enerji jeopolitiğinden büyük güç rekabetine uzanan geniş bir yelpazede, bu hamle hem fırsatlar hem riskler barındırmaktadır. Kamu karar vericileri, özel sektör liderleri ve düşünce kuruluşları için önemli olan, bu olası senaryoların her birine hazırlıklı olmak ve stratejilerini esnek tutmaktır. Barış koridorunun başarısı, sadece bölge ülkelerinin değil küresel aktörlerin de yaklaşımına bağlı olacak. Eğer diplomasi ve iş birliği ruhu korunur ve yapıcı adımlar atılırsa, Güney Kafkasya dünya ekonomisine entegre olmuş, istikrarlı bir enerji ve ticaret kavşağına dönüşebilir. Bu da hem bölge halklarının refahını artıracak hem de uluslararası sistemde yeni bir jeo-ekonomik kazanım hikâyesi olarak yerini alacaktır. Aksi halde, kazanımlar kadar tehditlerin de yönetilmesi gerekecek ve bu deklarasyon, jeopolitik rekabetin bir başka cephe başlatan hamlesi olarak tarihe geçecektir.



Not: Bu analiz, stratejik unsurlar göz önünde bulundurularak hazırlanmıştır ve gelişmelerin seyrine göre revize edilebilir. Kaynaklar ve öngörüler, 2025 itibarıyla mevcut verileri yansıtmaktadır.


Yorumlar


bottom of page